Uzun zamandır blog yazılarına ara verdiğimin farkındayım ama çeşitli nedenlerden vakit bulamadım. Yine eskisi gibi yazmaya çalışacağım. Bu yazım da uzun zamandır kaleme almak istediğim ama hep vazgeçtiğim bir konu ile ilgili. Biraz uzun oldu o yüzden yazıyı bugün ve yarın iki kısımda paylaşacağım.

Eskiden beri yazılarımı okuyanlar biliyorlar ki ben aslında bir prematüre babasıyım. İlk çocuğumuzun 34. haftada doğumu gerçekleşti ve hem doğum öncesinde hem de doğum sonrasında hiç beklemediğimiz süreçlerin ve olayların içerisinde bulduk kendimizi. Aslında bu konuda hiç yazmayı düşünmüyordum. Ben yaşadığım sıkıntılardan beslenen bir insan değilim ve sürekli olarak “ben ne acılar çektim” diyerek anlatmayı da pek hoş bulmuyorum. Bir diğer sebebi ise aslında prematüre bir bebeğimiz olduğu halde tam sınır kabul edilen 34. haftada hiç kuvöze girmeyen bebeğimiz olduğundan bu konuda bir şeyler yazmak konusunda da haddime değil diye düşündüm. O kadar erken haftalarda doğan bebek varken ve çok sıkıntılı süreçlerden geçmiş aileleri düşündüğümde bizim hikayemiz hafif bile kalır… Aslında halen de aynı fikirdeyim ama 17 Kasım Dünya Prematüre Günü vesilesiyle ve prematüre bebeklere ilişkin farkındalığın çok az olduğunu gördüğüm için bu konuda bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim. Bir nebze olsun prematüre ailelerin nasıl psikolojilerden geçtiğini anlatıp, diğer insanlara empati kurdurabilirsem ve onların seslerini duyurabilirsem ne mutlu bana.

Eşimin hamileliğinin 26.haftasına kadar biz Ankara’da yaşıyorduk ve benim iş değişikliğim nedeniyle İstanbul’a taşındığımızda başımıza geleceklerden habersizdik. İstanbul’da eşimin takibini yapacak doktor arayışına girdiğimizde daha önce ablamın da doğumunu gerçekleştirmiş doktorumuzu bulduk. Doktorun kapısından ilk girdiğimizde de ileride yaşayacağımız olayların ilk başlangıç adımını attık. Doktor bey, Ankara’dan getirdiğimiz tüm raporlarımızı, ultrason çıktılarını, değerleri inceledi ve eşimi muayene de ettikten sonra “Şu an 26.haftadasınız ve kızınız prematüre olarak dünyaya gelecek biliyorsunuz…” dediği anda ciddi bir şok yaşadık. Meğer doktor yaptığı inceleme sonucunda durumu anlamış ama bizim zaten bu süreci bildiğimizi sandığından rahatlıkla söylemişti. Bizim tepkimiz karşısında tabi henüz böyle bir durumdan haberimizin olmadığını anladığı için o da çok şaşırdı ve “Bunu bilmiyor muydunuz? Size daha önce söylemediler mi?” dediğinde gerçekten sinirlerim bozuldu. İncelediği verilere baktığında bebeğin tüm değerlerinde 20.haftadan beri sapmalar olduğunu gösterdi ve bunun nasıl farkedilmediğini sorduğunda verecek bir cevabımız o an yoktu. Biz de bir şey bilmiyorduk ki…Farketmemiştik, anlamamıştık., bakmıştık ama görememiştik. Kendimi hem kandırılmış hissediyor hem de bu kadar dikkatli olduğum iddiasında bulunan bir insan olarak nasıl farketmediğimi anlamadığım için kendimi suçlamaya başlamıştım. “Bu bize nasıl söylenmemişti? Nasıl atlanmıştı? Biz nasıl farketmemiştik? Doktorların bunu farketmemesi mümkün müydü? Bu doktoru daha ne kadar tanıyorduk? Ya esas bu doktor bizi kandırıyorsa?” diye binlerce düşünce geçmeye başladı zihnimden…

Doktor konuşmaya devam etti. “Benim tek bir amacım var bu çocuğu 34.haftaya kadar getirebilmek. Elimden ne geliyorsa yapacağım ama hazırlıklı olun ve her an doğum olacak gibi kabul edin.” dedikten sonra ilk iş hazırladığı raporla eşimin işten ayrılmasını gerçekleştirdi. Artık eşim asla doktorun söyledikleri dışına çıkamayacağı ve doğumdan çok önce daha karnı bile belli belirsizken evde olacağı bir sürecin içine girdi.

O gün bile ileride vereceğimiz psikolojik savaşların, yaşayacağımız zorlukların ne olacağının sinyallerini almaya başlamıştık. Zor bir gündü, her şeyin normal gittiğini sanarken tokat gibi gerçeğin yüzüne vurulması insanın canını çok yakıyor…Üstelik söz konusu evlat ise.

Günler günleri kovaladı, haftalar geçti. Artık durumu kabullenmiş ve çok güvendiğimiz doktorumuza kendimizi emanet etmiş bir şekilde hayatımıza devam ederken bugün bile kendimizi affedemediğimiz bir hata yaptık. Eşim başka bir doktor ile görüşmemizin iyi olabileceğini, bir görüş daha alsak çok faydası olacağını belirttiği için adını gazetelerde de okuduğumuz bir beyefendiden randevu aldık ve kendisinin huzuruna çıktık… Beyefendinin ofisine gittiğimizde şaşkınlığımı gizleyemedim. Yani çok doktorun ofisine gittim bugüne kadar ama bu ofis diğer gördüklerimden oldukça farklıydı. Şöyle anlatayım ofise harcanan parayla 5 ailenin evini 0’dan yaptırırsınız…

Randevu saatine 2 saat sonra gelen beyefendi bizi içeri aldıktan sonra ultrasonda bebeği incelerken bebek dışında her konudan konuşmaya başladı. Konuşmanın odağı nedense bir anda bende toplanmaya başladı. “Sen ne iş yapıyorsun?”, “İstanbul’da nerede oturuyorsunuz?” , “Nasıl kazancın iyi mi?” bu sorular geldikçe yüz ifademden de rahatsız olduğumu belli ederken, kısa ve net cevaplarla geçiştirmeye çalıştım. Beyefendi bir süre daha ultrasonda incelemelerini yaptıktan sonra konuşmaya başladı.

Evet, biliyorsunuz riskli gebelik konusu benim uzmanlık alanım ve kızınızın prematüre doğacağı zaten belli. Yaptığım incelemeler sonucunda bazı ihtimallerden bahsedeceğim.

1- Kızınız ölebilir.

2- Erken doğum olacak ama oldukça riskli, engelli doğma ihtimali yüksek..

3- Kordonu boynuna 3 hatta 4 tur dolanmış..

4- ………

5- ….

Daha ilk maddeyi duyduktan sonra oturduğum yerde yığılmak üzereyken eşimin eline sıkı sıkı yapışmış durumdaydım. Bir şey belli etmemek için kendimi çok zor tuttum. Geriye kalan maddeleri de yarım yamalak dinledim zaten… O kadar zor bir anda bile ben duygularımı eşime belli etmemeye çalışırken beyefendi sanki inadına yaparmış gibi bana dönüp “Aaa beyefendi ne oldu? Yüzünüz asıldı? Sizin güçlü olmanız lazım..” derken ben de “Sussana be adam sussana ben ne yapacağımı senden mi öğrenicem..baksana karşındaki kadının yüzüne..ne hale geldi.. ben zaten belli etmemeye çalışıyorum niye üstüme geliyorsun..” demedim tabi..”Yoo sizi dinliyorum lütfen devam edin.” diyebildim sadece.

Eşimle yeni bir şok daha yaşarken aslında çok kısa bir süre sonra büyük resmi daha da yakından görmeye başladık. Beyefendi yerine geçip bizimle konuşmaya devam ederken bebeğin ve eşimin sağlık durumunu konuşmak yerine sağlık sigortamız olup olmadığı, bizim kazancımızın doktorun masraflarını karşılayıp karşılamayacağı gibi bir konuşmanın içinde bulduk kendimizi. Sonra beyefendi benden bir türlü yeterli cevap alamadığı için bu sefer eşimin ne iş yaptığını sordu ve kendisinin devlet memuru olduğunu duyduktan sonra da acımakla karışık bir bakış atıp “Anladım tabi benim tek bir seansım 500 TL ve bunu karşılayamayabilirsiniz. Ben zaten Cerrahpaşalı olduğumdan sizi Cerrahpaşaya yönlendireyim. İyi asistan arkadaşlar var ilgilenirler sizinle.” deyince tepemin tası attı ve o an itibariyle konuşma şeklimiz oldukça değişti…

Amaç belli; psikolojik açıdan teslim olmuş bir anne baba olarak bizi iyice korkutup, endişelerimizi daha da artırıp tamamen teslim olmamızı istediği ortadaydı…Ne etik anlayış, ne ahlak hiçbiri yok bu insanda. Amaç sadece bizden kazanacağı para. Paran yoksa da onun gözünde bir hiçsin..

Bu insanı doktorluğunun ötesinde insan olarak affetmedim, affetmeyeceğim…

O gün o ofisten çıkarken durumumuz oldukça vahimdi. Kafamız o kadar karışmış ve o kadar üzülmüştük ki… ofisten çıkıp dakikalarca yürüdük hiç konuşmadan. Sonra eşimden cılız bir ses çıktı…”Ölebilirmiş..” dedi…

Ne kadar yürüdük, nereye yürüdük hiç bilmiyorum ama bir müddet sonra alakasız bir yere geldiğimizi anladığımızda bu sefer de en az 10 dakika arabanın yerini hatırlamaya çalıştık. Nasıl bir travma yaşadıysak gerçekten hafızamızı kaybettik diyebilirim… Arabaya gittiğimizde ise eşim kendi doktorumuzu arayıp durumu anlattı tabi. Doktorumuz endişe edilecek bir durum olmadığını evet prematüre olarak doğum olacağını ama kordon dolanmasının korkulacak ve hatta bizim endişeleneceğimiz bir konu olmadığını anlatmaya çalıştı…”Peki ya ölüm, engelli olması” dediğimizde.. Biz bilimsel açıklama beklerken “Hocamız biraz yaşlandı gözleri tam görememiştir, yarın gelin konuşalım korkulacak bir şey yok..” dedi ve bir nebze olsun bizi sakinleştirmeye çalıştı.

Hayatımda çok zor durumlarda kaldım, çok zayıf anım oldu ama o arabada olduğum zaman diliminde olduğum kadar kendimi çaresiz hissetmemiştim. Bir anda ağlamaya başladım, ağlamak bile belki az kalır resmen haykırıyordum. Bir yanda eşim ağlıyor bir yanda ben…Elimizi tuttuk sıkı sıkı sonra..Bunu da atlatacağız dedik..Bunu da atlatacağız…

Ertesi gün doktorumuzun yanına gittiğimizde gülümseyerek karşıladı bizi. Olayı bizden tekrar ve hiç sözümüzü kesmeden dinledi. Sonra tek tek anlatmaya başladı sonunda da “Size söylenenler her bebek için geçerlidir. Ancak bunun söylenme şekli ve neyin nasıl söyleneceği ise etik konusudur.” diye de ekledi. O günden sonra doktorumuz sadece doktorumuz değil psikologumuz da oldu. Hala söylerim doktorumuz olmasaydı o süreci asla atlatamazdık…

Devamı yarınki yazımda olacak…

Share This: